Ahşaba değer katan teknolojiler.
BASIN

Törk Makine 60 yıldır sanayiden kazandığını yine sanayiye yatıracak.

Kastamonu’nun İnebolu ilçesinin Evrenye Köyü’nde doğan Abdurrahman Şekerci ve Celalettin Erol, ilkokuldan sonra sanat okuluna gider. Abdurrahman Şekerci ahşap modelciliği, Celalettin Erol ise torna bölümünde okur. Öğrencilik yıllarında bir yandan çıraklık yaparlar bir yandan da eğitimlerini tamamlarlar. Farklı zamanlarda İstanbul’a göç eden bu iki gencin yolları, bu kez Karaköy Perşembe Pazarı’nda kesişir. Başka atölyelerde çalışan ardından birlikte çalışma kararı alan ikili, ailelerin 3. jenerasyon üyelerine kadar uzanacak sanayicilik hikayesinin temeli olan Türk Makine’yi 1954 yılında kurar.

Türk Makine olarak kurulup sonraki yıllarda Törk Makine adını alan şirket, kurulduğundan beri kendi markasıyla 100 binin üzerinde makinenin imalatına imza attı. Bugün üretimde kendi makine üretimi konusunda Avrupa’da ilk 10 içinde olan, imal ettiği makinelerin yüzde 50’sini yaklaşık 70 ülkeye ihraç eden Törk Makine, geleceğini yeni yatırım planları üzerine kuruyor.

Törk Makine, 60 yılı aşkın tecrübesiyle sektörün ilk temsilcilerinden… O günlerden bugünlere büyüyerek gelebilmenin temeli ne gibi faktörlere dayanıyor?

Firmamız, bilgisini emeğiyle birleştirerek doğru zamanda doğru kararlar alabilen iki girişimcinin başarısından doğdu. Abdurrahman Şekerci ve Celalettin Erol’un çok genç yaşlarda başlayan iş ilişkisi zaman içinde bacanak olmakla daha da gelişti ve geniş bir aile haline gelindi. Üretimin zamanla artmasıyla iki ortak Karaköy’deki atölyeyi Unkapanı’nda daha büyük bir yere taşıdılar. Celalettin ve Abdurrahman Beylerin başarısı, o dönemde Türkiye’de üretilmeyen birçok makineyi imal etmelerinden kaynaklan- dı. Sanayinin daha yeni geliştiği, üretimin çok zor olduğu bir dönemde, onlar Türkiye’de her şeyin ilkini yapmak için büyük çaba harcadılar ve bunu da başardılar. Kendi üretim konularında geçerli ilk makineler olan kalınlık makineleri, planya makineleri, takım tezgahlarında kullanılan Türkiye’nin ilk torna makinesini imal ettiler. Yine, demir sektörüne yönelik hidrolik demir kesme testerelerini ilk kez üreterek sektörde devrim yaptılar bir anlamda. Türkiye’de imal edilmeyen bu makineleri, geceli-gündüzlü çalışarak çok zor şartlarda üretebilmeyi başardılar. Yan sanayi olmadığı için üretim yapabilmek adına gerekli her şeyi kendileri ürettiler.

Büyüme ne zaman başlıyor?

Marangoz makineleri imalatıyla büyüyen Türk Makine’ye Unkapanı’ndaki atölye de artık yetmez oldu ve firma 1970’li yıllarda ekonominin de büyümesiyle birlikte fabrikalaşma dönemine girdi. Kartal’da bugün hâlâ üzerinde üretim yaptığımız arazi satın alınıp, 1968 yılında imalat Unkapanı’ndan Kartal’a taşındı ve bu arazi üzerine önce 3 bin metrekare kapalı alanlı ve sonrasında ilave olarak 7 bin metrekare kapalı alanlı bir fabrika yapıldı. O dönem benzinin olmadığı, elektriğin sürekli kesildiği bir dönem. Firma o yılların bu zor üretim koşullarına rağmen hem ağaç işleme makineleri hem de demir sanayicilerinin kullandığı hidrolik demir testesere makinesi imalatını istikrarlı şekilde sürdürdü. Hatta üretimlerin hız kazanmasıyla 67 vilayetin 50’sinde bayilik sistemi kurulup bu şekilde önemli bir gelişim sağlandı. Firmanın isim değişikliği de yine bu dönemde gerçekleşti. Türk Makine’nin adı 1969 yılında o zamanın kanunları gereği Törk Makine olarak değişti.

İhracatla ilgili girişimler hangi yıllarda oldu? İstenilen sonuçlar alındı mı bu girişimlerden?

1980’li yılların başında ikinci kuşak olarak bizler firmada görev almaya başladık. Böylece ihracatta ve pazarlamada yabancı dil sorunu ortadan kalktı ve ihracat-ithalatın kapısı bir anda açıldı. 1981 yılında öncelikle Ortadoğu, yakın komşu ülkeler ve Suudi Arabistan’a ihracat başladı. Hatta ihraç ettiğimiz kalınlık makineleri beğenilince Ortadoğu ülkeleri ve Arabistan’da bayilik sistemini hayata geçirdik. 1980’lerde masif mobilyadan panel mobilyaya geçilmesiyle birlikte makine parkurunda da yenilik yaptık. İhracat hamlesi bizim teknolojik makineler üretmemize bir anlamda itici güç oldu. Yurtdışındaki rakiplerimizin ürettiklerinden esinlenerek tecrübemizle birleştirip kendi modellerimizi yarattık ve sektördeki ihtiyaca yönelik makineleri ürettik. Üretimdeki bu değişim beraberinde ihracatı da artırdı. Zamanla ihracat yapılan ülke sayısı 20’ye ulaştı. 1990’lı senelerde firma sektörün ana makinelerini üreten, yan sanayisini oluşturan, genç nesil aile fertlerinin görev aldığı, ihracatı güçlü bir şirket profiline sahip oldu.

Törk’ün üretim ve ihracatının yanı sıra bir de ithalat ayağı var. İthalat size ne gibi artılar kazandırdı?

1990’lı yıllarda ihracatın artmasıyla birlikte AC İthalat-İhracat adıyla bir firma kurduk. AC markası, kurucularımızın isimlerinin baş harflerinden oluşuyor. Bu firmayla birlikte özellikle Almanya ve İtalya’dan sektörün önde gelen firmalarıyla distribütörlük çalışmaları yaptık. Bu anlaşmalar ticari çizgimize çok olumlu katkı yaptı. Törk Makine ithalatta dünyadaki belli başlı gruplarla çalışmadı, her branşta uzmanlaşmış farklı farklı firmaların mümessillerini aldı. Bu da müşteriye daha fazla seçenek sunmamız ve konusunun en iyisi olan makineleri satma konusunda bizim için bir avantaj sağladı. Avrupa’daki çözüm ortaklarımız iş birliklerine başladığımız zaman ihracatımız da ivme kazandı. Alman ya da İtalyan bir firma, alıcıya “Törk Makine’ye gidin fabrikanızı o kurar benim makinemi de o satar” demesiyle biz ciddi pazarlar ve hacimler yakaladık. Bu süreçte ikili ilişkilerimizle rakiplerimizi çok iyi tanıdık, makine parkurlarını gördük ve bunlara göre kendimizi hep geliştirdik. Ayrıca iki İtalyan firmanın makine sağlayıcısı durumundayız. Kartal tesislerimizde bu firmalarla ortak çalışıp yeni projelere, birlikte imza atıyoruz. Hem bizim hem de onların markaları makinelerin üzerinde yazıyor. Bu projeler, bizim önemli başarılarımızdan biri oldu.

Geleceğe yönelik planlarınızı anlatır mısınız?

Kartal Kentsel Dönüşüm Projesi’nin belirsizliği nedeniyle 10 yıldır taşınma sürecini hayata geçiremedik. İkinci montaj fabrikası ve talaşlı imalat fabrikası planımız var. Yeni arsa yatırımlarımız bitti. Yeni fabrikalarımız Marmara Bölgesi’nde ama farklı lokasyonlarda olacak. Talaşlı imalat konusunda bitmiş fabrika satın alma çalışmalarının görüşmeleri sürüyor. 2015-2016’daki üretimimize yönelik geçen yıl zaten yüzde 30 büyüme yatırımı yapmıştık. Yeni makine parkuru ve hattı kurarak gerekli büyümeyi sağlamıştık. Ancak zamanı geldiğinde buradaki tüm hattı alıp yeni fabrikalarımıza taşınacağız.

Şu anda kaç çeşit makinenin üretimini yapıyorsunuz?

Bizim üretim yelpazemizde 3 çeşit makine var. Bunların içinde yatar daire makinesinin üretimini biraz azalttık. 1980’lerden beri ürete geldiğimiz yatar daireler yerine daha teknolojik bilgisayar kontrollü makinelere yöneldik. AR-GE ve ÜR-GE çalışmaları yapıp vizyonumuzu teknolojisi yüksek makinelere döndürdük. Ana imalatımız olan bilgisayar kontrollü ebatlama makineleri ile otomatik kenar bantlama makineleri üzerine daha fazla odaklandık. Bunların farklı modellerini ağırlıklı olarak imal ediyoruz. Avrupa’da üretimde kendi makine alanımızda ilk 10 içindeyiz. Törk Makine imal ettiğinin yüzde 50’sini yaklaşık 70 ülkeye direkt veya endirek ihraç ediyor.

Fabrikaların faaliyet konuları ne olacak?

20 dönüme yakın montaj fabrikası, 30 dönüme yakın talaşlı imalat fabrikası yatırımımız olacak. Son yazılımın ve son teknolojinin kulla- nıldığı yurtdışındaki iş ortaklarımızdan destek alarak Avrupa standartlarında sektörde öncü olacak üretim fabrikaları düşünüyoruz.

Bu noktada yurtdışından destek alacak mısınız?

Bizim yeni fabrikada kullanacağımız sistem Alman sistemine çok yakın olacak. Kendimize rol model olarak, Almanya’da sektörünün lideri olan 150 senelik geçmişiyle bir aile firmasını seçtik. Onların üretimde ve satın almada kullandığı sistem ve işleyişi, yeni fabrikamızda hayata geçirmek istiyoruz. Hatta bu konuda onların üretim müdürünü bizim fabrikamızda sistemi oturtması için geçici bir süreliğine çağırdık. 2 seneliğine bizimle çalışacak. Bu şekilde sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da örnek bir fabrika kurma amacındayız. Sektördeki birikimimizi Avrupa standartlarının üstüne çıkaracağız. Biz sanayiciyiz, sanayiden kazandığımızı yine sanayiye yatırmak istiyoruz. Bu yatırım sektördeki kalıcılığımızın bir kanıtı olacak. Yurt dışı yatırımı konusuna da sıcak bakıyoruz. Bir İtalyan firması ile belki gelecek dönemde çözüm ortaklığı anlamında yatırım da yapabiliriz.

Sektördeki değişime ayak uydurmak için başka yatırımlarınız olacak mı?

Ana pazarımız olan mobilyanın beşikten mezara kadar kapsamlı olması ve özellikle bayanlara hitap etmesi nedeniyle çok çeşit malzememiz, sürekli değişen bir modamız var. Biz de makinelerimizi ve ürünlerimizi bu değişime adapte etmeye çalışıyoruz. Otomasyona yönelik yatırım yaparak bu değişimi hızlandıracağız. Önümüzdeki dö-nem bir otomasyon firması kurmak istiyoruz. Bizim malzemelerimiz çok ağır. Burada ister istemez otomasyon devreye giriyor. Mobilya sektörüyle ilgili malzemelerin daha hızlı taşınmasıyla ilgili bir sistemi hayata geçireceğiz. Bununla ilgili iki yıl önce fuarda sektörün ilk otomasyon gösterisi yapmıştık. Bu konuda da çalışmalarımız devam edecek. Kendi sektörümüzde bu konuda öncü olmaya çalışacağız.

60 yılı aşkın tecrübeye sahip bir firmada büyüklerinizden ne gibi nasihatlar aldınız? Çocuklarınıza ne gibi tavsiyelerde bulundunuz?

Biz büyüklerimizden her şeyden önce dürüst olmayı öğrendik. ‘Hem kendimize hem çalışanlarımıza hem de müşterilerimize her zaman dürüst olmalıyız’ nasihatlerini duyduk hep. Fabrikada şu anda 2. ve 3. nesil birlikte çalışıyor. Biz de onlara aynı şeyi tavsiye ediyoruz. Bir de çocuklarımıza ‘makineye odaklanın’ diyoruz. Çünkü ülke kalkınacaksa makine sektörüyle kalkınacaktır. Ürettiğiniz ürünün kalitesinin arttığı bir dünyada makinenin önemi de artıyor. Makine ülkenin en önemli itici gücü, lokomotifi olacak. Bu nedenle makine üretiminde ülke olarak kendimizi geliştirmeliyiz.

Yeni makine çalışmalarınız var mı?

Bizim sektördeki makineler, kurulumu, yürüyen hatlarının çalıştırılması ve satış sonrası servisi gibi konularda en zor makinelerin başında geliyor. Bu zorlukları kolaylaştıran farklı versiyon makineler üretiyoruz. TÜYAP Fuarı’nda bunları vitrine çıkaracağız. Ayrıca çözüm ortaklarımızla yeni bazı projelerimiz var. Onları da TÜYAP’ta sergileyeceğiz. Biz çözüm ortaklı çalışmayı seven bir firmayız. Kendimize ait AR-GE ve ÜR-GE ekibimiz var. Yakın geçmişte ciddi bir projeyi bitirip yeni patent aldılar. Ayrıca yeni bir projeye daha başladılar. Şu anda 10’un üzerinde kendimizin geliştirdiğimiz belgeli ürünümüz var. Bu gelecek yıllarda daha da artacak. Hem ekibimiz tecrübe kazandı hem de devlet desteklerinde artış oldu. Ben her yıl 2-3 yeni patentli ürün projesiyle sektörde olacağımızı düşünüyorum.

(kaynak: aimsaddergisi)